31 Aralık 2009 Perşembe

Yeni Yıl, Yeni Umutlar....

Ben her yeni yılı yeni başlangıçlar kabul ederim. Kötülüğün biteceğine, iyiliğin daha da pembe yeşereceğine inanırım. Savaşın anlamsızlığının keşfedileceğine, gülümsemenin gücünün anlaşılacağına iddiaya girerim. Tüm borcumu bu yıl ödeyeceğime, tüm istediklerimi bu yıl alacağıma, tüm gidelecek yerlere bu yıl gideceğime kesin gözüyle bakarım. İyi düşünürüm, iyilikler başıma gelsin diye. Kötü olaylar başıma gelince mi, gelsin o Allah'tandır deyip sineye çekerim, yeterki içimdeki yeni umutlar bitmesin. En çok umudumu yitirmekten korkarım. Umudunuz hiç bitmesin, içinizden aşsın, coşkusu taşsın. Yeni, güzel ve umutlu bir yıl herkesin olsun...

30 Aralık 2009 Çarşamba

Çift Kaşarlı Yumurtalı Ekmek :)

Pazar günleri, özellikle de kahvaltıları çok özeldir benim için, herkesin evde bulunduğu, işe gitmek için telaşın olmadığı, keyifle yendiği için sanırım. (Gerçi bu sene artık SBS denilen illet için kızım dershaneye gidiyor ve nispeten belli saatlerde kahvaltıyı yememiz şart, ama olsun) Her hafta kahvaltı için yaptığım sıcak birşeyler de, kahvaltının cilası oluyor. Bu bazen tost, bazen pizza, bazen krep, bazen patatesli yumurta, bazen de yumurtalı ekmek oluyor. İşte bunlardan biri; yumurtalı ekmek :)
 
 
Malzemeler:
 
- 8 adet tost ekmeği
- 8 dilim kaşar peyniri
- 4 dilim salam
- 1/2 su bardağı süt
- 3 adet yumurta
- kızartmak için sıvıyağ
- tuz, karabiber, kırmızı biber
 
Yapılışı: Tost ekmeğinden bir dilim alınarak üzerine sırası ile bir dilim kaşar peyniri+ bir dilim salam+bir dilim kaşar peyniri+ bir dilim daha tost ekmeğini kapatılır. Ayrı bir kasede yumurta, süt, tuz ve baharatlar beraberce çırpılır. Hazırlanan sandviçler, bir köşesinden diğerine çaprazlama kesilerek herbirinden ikişer üçgen elde edilir. Herbir parça, içindekilerin dağılmamasına dikkat edilerek yumurtalı-sütlü karışıma batırılıp çıkarılarak, sıvıyağda kızartılır. Sıcak sıcak, sıcacık pazar kahvaltılarında afiyetle yenir. ( Sandviç ekmeklerini yumurtalı-sütlü karışımda ne kadar fazla bekletirseniz o oranda yumuşak ekmekleriniz olur, biz ailecek biraz kıtır kıvamda sevdiğimiz için, ekmekleri karışımda bekletmeyip sadece buluyorum.)

28 Aralık 2009 Pazartesi

Muharrem Ayı ve Aşure

 
Cumartesi Günü, Hicri Yılın ilk günü olan Muharrem Ayının 10'u, dolayısı ile Aşura Günü idi. Yani dini açıdan bir ibadet sayılmasa da, gelenek halene gelmiş olan "Aşure"nin hayır ve ikram amaçlı yapılıp dağıtılması vakti gelmiş oldu. Hadis kitaplarında geçtiğine göre, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir. Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:
 
1. Allah, Hz. Musa'ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür. 2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir. 3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur. 4. Hz. Âdem'in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir. 5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır. 6. Hz. İsa (a-s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir. 7. Hz. Davud'un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir. 8. Hz. İbrahim'in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur. 9. Hz. Yakub'un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf'un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır. 10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.

İslam Alemi için önemli ve faziletli, Kuran-ı Kerim'de kıymet verilen dört aydan biri olan Muharrem ayında tutulan oruçların ve yapılan hayırların kat kat kabul edilmesini diliyorum. Aşure tarifine buradan ulaşabilirsiniz, afiyet olsun, eviniz bereket dolsun...

25 Aralık 2009 Cuma

Yoğurtlu İrmik Tatlısı

Yoğurt tatlısı, bayramda-seyranda, yemeğin ardından tatlı olarak ve hatta çay ikramlarınızda bile rahatlıkla misafirlerinize sunabileceğiniz bir tatlı. Teyzemin yıllardır yaptığı bu tatlı artık neredeyse kendisi ile özleşti, ben de hem sizlerle paylaşmak, hem de blog defterimde bulunması adına "teyzemin yoğurt tatlısı"nı iftiharla sunuyorum :)

Malzemeler:

Keki için:
 
- 5 adet yumurta
- 2 su bardağı şeker
- 2 su bardağı yoğurt
- 1 su bardağı un
- 3 su bardağı irmik
- 1 paket kabartma tozu
 
Şerbeti için:
 
- 4 su bardağı şeker
- 3,5 su bardağı su
- 1 yemek kaşığı limon suyu
 
Yapılışı: 4 su bardağı şeker ve 3,5 bardak su birlikte kaynatılır. Ateşten almaya yakın limon suyu ilave edilerek bir taşım daha kaynatılır. Şerbet soğumaya bırakılırken, yumurtalar şeker ile iyice çırpılır ve yoğurt ilave edilir. İrmik, un ve kabartma tozu da eklenerek pürüzsüz bir karışım elde edilir. Fırın tepsisi yağlanarak üzerine hafifçe şeker serpiştirilir ve karışım üzerine boşaltılır. 170 dereceye ayarlı fırında üzeri kızarana kadar pişirilir. Kek, fırından çıkar çıkmaz üzerine oda sıcaklığındaki 1 su bardağı su dökülür. Kek, suyu tamamen çekince soğuk şerbet de tepsiye boşaltılır. Arzu edilirse hindistan cevizi ve ceviz içi ile süslenerek soğuk olarak servis edilir. (Suyu ve şerbeti çok gibi görünüyor, ancak şerbeti sünger gibi emiyor merak etmeyin :)

24 Aralık 2009 Perşembe

Çavdar Unundan Küçük Somunlar


Mayalı hamurlarla uğraşmak nedense bana hep zor gelmiştir. Sanırım, birşey yapmaya niyetlendiğim zaman başladığım gibi bitirmek istiyorum, mayalanma kısmı beni sabırsızlandırıyor. Ancak tüm sabırsızlığıma karşın, uzun zamandır da evde ekmek yapmak için yanıp tutuşuyordum. Nihayet haftasonu, niyetine girdim ve uzun zamandır beni bekleyen Sinangil Çavdar Ekmeği Unu'nu gözüme kestirdim. Sonuçta ben memnun, evde esmer ekmeği sevmeyen diğer aile bireyleri bile memnun, somunları bilmiyorum sanırım hemen yenildikleri için biraz bizlere kırgın olabilirler :)


Malzemeler:

- 500 gr. Sinangil Çavdar Ekmeği Unu
- 1 su bardağı süt
- 1 su bardağından iki parmak az su
- 1 paket instant maya


Yapılışı: Un, maya, süt ve su derince bir kap içerisnde yaklaşık 10 dakika kadar homojen, kulak memesi kıvamında bir hamur elde edinceye kadar yoğrulur. Hamurun üzeri hafif nemli bir bezle örtülerek sıcak bir yerde 15-20 dakika kadar mayalanmaya bırakılır. Kabaran hamur, 10 eşit parçaya bölünürerek unlu zeminde somun şekli verilerek yağlanmış fırın tepsisine yerleştirilir. (Normal ekmek boyutunda istiyorsanız, hamuru 2 eşit parçaya bölebilirsiniz.) Somunların üzeri yine hafif nemli bir bezle örtülerek sıcak bir yerde, hamurlar iki katı büyüklüğe ulaşana kadar kabarmaya bırakılır. (Ben fırını ısıtıp, sonra kapatarak fırının kendi sıcaklığında mayalandırdım, süre biraz daha kısaldı.) Fırına koymadan önce somunların üzerine biraz un serpilerek, bıçak yardımı ile 2 cm. derinliğinde çizikler atılır. 220 dereceye ayarlı, önceden ısıtılmış fırında 15-20 dakika pişirilir.

22 Aralık 2009 Salı

Güler'in Evine Davetliydim :)

Daha önce de söz ettiğim 22 yıllık mektup arkadaşım Güler, yıllardır İstanbul'a gelmemek için direndi durdu. Ancaaak kısmet yine buradaymış, evlenince İstanbul'a yerleşti ve benim için de ne iyi oldu :) Haftasonu biraraya geldik, yedik-içtik, 3 yıllık arayı kapatmaya çalıştık. Pekiyi yetti mi? Hayıııırrr! En kısa zamanda tekrarlanması şart oldu :) Gülerciğim, yeni evinde mutlulukla, sağlıcakla, güzelliklerle oturursun inşallah...

- Otlu mısır ekmeği (Normal mısır ekmeğinin içerisine dilediğiniz sebze kavrulup katılarak yapılıyor.)
 
- Ispanaklı-peynirli gül börek
 
- Fasulye kavurması
 
- Un helvası (her zaman yaptığımdan farklı olarak Güler unu biraz daha fazla kavurarak ve sütünü soğuk katarak yapmış, kaşık kaşık servis etmek yerine de tüm tepsiye yayıp keserek dilimlemişti. Bu haliyle de çok beğendim, bana eskiden severek yediğim leblebi tozundan yapılan leblebi helvasını hatırlattı.)
 
- Fotoğrafı üstten çektiğim için malesef çok belli olmuyor ama, bisküvili pasta.
 
- Kayısı tatlısı
 
- Limonlu kurabiye
 
- Çoktandır yapmak istediğim nutellalı kurabiye bu özel güne kısmetmiş. Evine de ilk kez gittiğim için bir hoşluk yapmak istedim, "Lezzet Dergisi"nde gördüğüm üzere cam kavanoza koyup götürdüm, güzel de oldu bence.
 
- Nutellalı Kurabiye
 
Malzemeler:
 
- 1 paket margarin
- 1 adet yumurta
- 1 su bardağı toz şeker
- 4,5 su bardağı un
- herbir kurabiye için 1 çay kaşığı nutella
 
Yapılışı: Tüm malzemeler beraber yoğrularak yumuşak bir hamur elde edilir. Hamur, yaklaşık 0,5 cm. olacak şekilde merdane ile açılır. Kahve fincanı ile yuvarlaklar kesilerek, yarısı yağlı kağıt serili fırın tepsisi üzerine dizilir. Herbirinin üzerine 1 çay kaşığı nutella konularak kesilmiş yuvarlak hamur parçaları üzerine kapatılır. Nutallanın kurabiyelerin içinden akmaması için çatalla çevresine bastırarak izler yapılır. 170 dereceye ayarlı fırında 15-20 dakika pişirilir, gidip gelip afiyetle yenilir :) Arzu edilirse piştikten sonra üzerine pudra şekeri serpip servis edebilirsiniz.

15 Aralık 2009 Salı

Tokat'tan mı Geliyon da, Kız Sen Zile'li (Almus) Misin?

Yeni bir şehre seyahat olacağını söyledikleri zaman beni en çok heyecanlandıran şeylerden biri de yeni bir şehri tanımak ve o yöreye ait en önemli yerleri kısa da olsa gezip fotoğraflamak. İşyerimden bu kez yolumuzun Tokat Zile’ye düştüğünü söylediklerinde yine aynı heyecanı yaşadım. Zile’li arkadaşlar varsa affetsinler beni ama, bu kez heyecanım tamamen hayal kırıklığına dönüştü. Zaten geziye 1-0 yenik konumda başladım, çünkü direkt Tokat'a uçak yok, ancak Merzifon Havaalanı'na uçak var ve günde 1 sefer, o da akşam uçağı! Yani Zile'ye ulaşmak için 2 saatlik yolu da gözden çıkarmak zorundasınız. Malesef otel konusunda da problem yaşayabilirsiniz, Zile'de sadece tek bir otel var, o da 2 yıldız ayarında.

Tarih kokan Zile evleri biraz unutulmuşluğun, biraz terkedilmişliğin acısı çekmekte, ki nice ihtişamlı günler görmüş olmasına rağmen. Orjinalliğini halen koruyan, tek dileği biraz sahip çıkılmak olan bu evleriyle Zile, yeni bir Safranbolu Efsanesi yaratabilecek kapasitede aslında.

Zile’nin hemen hemen merkezinde bulunan kale 4 bin yıllık tarihi ile gezilecek en önemli mekanlar arasında yer alıyor. Kale, aslında çok tarihi ve çok bilindik bir olayda başrolü oynayacak kadar ünlü. Caesar'ın karısının adı verilen Zela şehri (Zile adı buradan geliyor), Julius Caesar’a başkaldırarak Roma İmparatorluğu’nu tanımadığını ilan edince, güç gösterisi adına Caesar, 70’li yaşlarını sürmekte olmasına rağmen 30.000 askeri ile şehre geliyor ve kanlı bir savaşla Zela’lıları yenilgiye uğratıyor. Bu yenilginin herkese ibret olması için de kale içerisindeki dikili taşa dünyaca ünlü şu sözleri mesaj bırakıyor: “Veni –Vidi-Vici” (Geldim, Gördüm, Yendim.)

Yetkililerin anlattığına göre. toprak altından çıkarılan lahitlerden sırtsırta birbirine yaslanmış veçok iyi korunmuş asker kıyafetli iskeletler bulunmuş. (Romalı asker olmaları muhtemel)

Kale içerisindeki, zamanınında su sarnıcı olarak kullanılan ve 188 basamaktan oluşan, zemine 45 derece eğimle inen dehliz oldukça ürkütücü.

Yapımı 1452'yi gösteren Boyacı Hasan Ağa Cami, Ulu Cami'den sonra Zile'nin en eski camisi ve kalenin hemen eteklerinde yer alıyor.

Çevre köylerden derlenmiş, günlük yaşantıyı anlatan eşyaları Belediye'nin Konuk Evi'nde görebilirsiniz. Konuk Evi de, eski bir Zile Evi'nin restore edilmesi ile hizmete açılmış bir müze görünümünde.

Tokat Zile'nin etrafı çok verimli tarım arazileri ile çevrili. Bölgenin en meşhuru üzüm ve türevleri. İri taneli üzümlerinden neler yapılmıyor ki? Bu yöreye has beyaz Zile pekmezi, normal siyah üzüm pekmezi, nişastalı cevizli köme, pestil, kuru üzüm ve asma yaprağı buraya yolunuz düşerse mutlaka almanız gerekenlerden.

Kuşburnu da çok yetiştiğinden kuşburnu marmeladı ve kuşburnu pulbu denilen kuşburnu özütü hemen her dükkanda sergide. Biber ve domates salçası ile çemen de aynı oranda meşhur.

Çorumlular bana kızmasın, ben bana söyleyenlerin yalancısıyım; leblebinin de asıl orijininin Zile olduğu, buradan Çorum'a gittiği ve orada meşhur olduğu söylendi. Öyle bile olsa ilk bulanın mı, yoksa layığı ile yetiştirip satanın mı hakkı olduğu konusunda ben sanırım Çorumluların taraftarı olacağım :) Değerleri kaybetmemek lazım! (Yalnız çok lezzetli leblebisi olduğunu söylemeden geçemeyeceğim)

Taze kuzu eti, kuyruk yağı, patlıcan, domates, yeşilbiber, patates, soğan, sarımsak ve özel pişirilmiş kebap pidesi kullanılarak, özel kebap ocaklarında yapılan Tokat Kebabı'ndan ne yazık ki yiyemedik, çünkü mevsimi değilmiş. Bahar ve yaz aylarında yapılan bu kebabın ancak fotoğraflarına bakarak yutkunabildik.

Buraya özgü yemeklerin başında gelenlerden biri de bat. Yeşil mercimek, yeşil soğan, maydanoz, kuru soğan, domates salçası, dereotu, kıyılmış ceviz ve ince bulgurdan yapılan sulu, soğuk ve yağsız bir meze. Önceden haşlanarak suyu süzülmeden soğumaya bırakılan yeşil mercimek içerisine diğer tüm malzemelerin doğranarak eklenmesiyle yapılan ve salamura asma yaprağı ile servise sunulan bir lezzet. Sulu da olsa herbir yaprağa birer kaşık salatadan konularak yeniliyor. Eee hadi afiyet olsun :)

Zile' de turistik anlamda yapılacak çok iş var, ancak kendi adıma, güzel işlere imza atmaya hevesli, kendini Zile'nin kaybettiklerini geri kazandırmaya adamış çok kişi gördüğümü de söylemek isterim. Umarım en kısa zamanda yapılması planlanan işler yapılır ve Zile eski görkemli günlerine kavuşur.

7 Aralık 2009 Pazartesi

Blogumun 2. Yılı :)

İşte blogum 2. yılını da geride bıraktı. Geçen yılki yazımda blog maceramın nasıl başladığından bahsetmiştim, pekiyi blogum hayatıma neler kazandırdı? Soframa kattığı yeni lezzetler ve mutfağıma kazandırdığı çeşit çeşit tabak ve örtü haricinde sadece pek azı ile tanışabildiğim onlarca blog arkadaşı benim en büyük karım sanırım. Normalde hayatlarımızın belki de hiç kesişmeyeceği pek çok kişiyi tanıma fırsatı bulduğum, üzüntülerimi ve sevinçlerimi paylaşıp tebrik ve teseli edildiğim, hiç tanımadığım insanlardan ”uzun zamandır sitenizi takip ediyorum” cümlesiyle başlayan harika yorumlar aldığım, muhtemelen hiç gidemeyeceğim yerleri (Carte d’Or Fabrikası) blogum sayesinde gezebildiğim, normal şartlarda ürünlerini kullandığımı hiç bilemeyecekleri firmalardan (Sinangil) hediyeler aldığım ve artık çok daha özenli masalar hazırlayabildiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum.

Blogunda bana da yer veren 133, beni izleyen 165, şimdiye kadar blogumu ziyaret eden 400.000 kişiye sonsuz teşekkürler. Yorumlarınızla, verdiğiniz linklerle beni yalnız bırakmadığınız için sizlere ne söylesem azdır, iyi ki varsınız…

2 Aralık 2009 Çarşamba

Bayram Kahvaltısı ve Kızılcık Şerbeti

Bayram geldi-geçti, yorulduk, dinlendik, gezdik, ziyaret ettik, misafir ağırladık ve daha bi dolu şey. Allah herkesin kestiği kurbanları ve yaptığı hayırları kabul etsin. Yorum bırakan, bayramımı kutlayan herkese çookkkkk teşekkür ediyorum, herkese geri dönemedim, ayrıca da özür diliyorum. Şimdiye dek bayram sofralarından örnekler vermiştim, görmek isteyenler buradan ve buradan sayfalara ulaşabilirler. Bayram sofralarında geleneksel olarak aynı yemekler olduğundan aynı tarzı tekrar etmek istemedim, bu kez de yine benim için özel olan bayram kahvaltısına yer vermek istedim. Normal kahvaltıdan farklı olarak kahvaltılıkların yanısıra menüde, bayrama özel kızılcık şerbeti, zeytinyağlı lahana ve yaprak sarması, su böreği, baklava ve Arnavut ciğeri vardı. Keşke yine var olsa :)

Gerçi kızılcığın mevsimi değil ama, kendileri, Sevgili Zuzu'nun memleketinden toplayıp getirdiği, benim de kaynatmaya kıyamayıp bayrama kadar buzlukta beklettiğim kırmızı lezzet taneleri. Bayramda etin verdiği harareti çok iyi alan, hafif buruk tadını ve tatlı pembe rengini çok sevdiğim, mevsiminde alınıp derin dondurucuda saklanmaya çok elverişli kızılcık sevilmez de ne yapılır :)

Malzemeler:

- yarım kilo kızılcık
- 2 lt. su
- 2 su bardağı toz şeker

Yapılışı: Kızılcıklar yıkanarak büyük ve derin bir kaba alınarak üzerine su ilave edilerek kaynamaya bırakılır. Kızılcıkların kabukları çatlamaya ve üzerlerine kaşıkla bastırdığınızda kolayca ezilmeye başladığında artık pişmiş demektir. 10-15 dakika daha kaynatılır. Bu sürenin sonunda ayrı bir kap alınarak üzerine süzgeç yerleştirilir. Kızılcıklar, süzgeçten bir kaşık yardımıyla eze eze geçirilir. Daha sıcakken üzerine şeker ilave edilerek, şeker eriyene kadar karıştırılır. (Buzdolabında soğutularak soğuk olarak servis edilir. Arzu ederseniz 2-3 adet karanfil tanesi de kullanabilirsiniz.)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...